02.08.2026 Pazar günkü Yeni Şafak gazetesinde çıkan;”FETÖ ile mücadele edenleri kim tasfiye etmek istiyor! “başlıklı yazı son derece çarpıcı ve bir o kadar da düşündürücüydü. Yazının içeriğinde; FETÖ terör örgütünün hala canlılığını koruduğu, yeniden yapılanma çabasında olduğunu, kamu kurumları içindeki renklendirilmiş kripto FETÖ mensupları da sinsi bekleyişini sürdürdüğü ifade ediliyor.
Yazıda; ” yurt dışında istihbarat servislerinin de desteğiyle yeniden ayağa kalkmaya çalışan örgüt işi, “Daha her şey bitmedi” diyerek tehdit savurmaya kadar vardırıyor” deniliyor.
Sonuçta söz konusu yazıda; “FETÖ tehdidinin hâlâ ortadan kalkmadığını gösteren bu tabloya rağmen, örgüte karşı mücadele veren kadrolar birer birer tasfiye ediliyor. 2012 yılından bu yana mücadelenin ön saflarında yer alan isimler, çeşitli gerekçelerle ya emekliye sevk ediliyor ya da pasif görevlere atanıyor. Türkiye’yi savunmasız bırakabilecek bu tasfiyelerin, olası yeni bir kalkışma durumunda ağır sonuçlar doğurmasından endişe duyuluyor” ifadesi yer alıyor.
Bu vurgu sonuçta söz konusu yazının özünü oluşturuyor. Bu da hem merak uyandırıyor, hem de endişeye yol açıyor. Kim veya kimler hangi marifetle ve daha da önemlisi hangi cesaretle ve iradeyle iddia edilen tasfiyeleri gerçekleştirebiliyor?
Yazı da bu konuda herhangi bir bilgiye veya imaya yer verilmemiş. Esasen yazı, vatansever refleksiyle yazılmış uyarı niteliği taşıyor.
O yüzden de asla gözardı edilemeyecek bir duruma işaret ediyor. Yazıyı ilk okuduğumda, zihnime 3 Nisan 2018 tarihinde bu köşedeki yazım geldi. O yazının başlığı ;” FETÖ mücadelesinde kadrolar” idi. Yazının tarihine dikkat edilecek olursa 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimden iki yıl sonrasını yansıtıyor. Yani mücadelenin en hararetli, en ivedi, en kapsamlı yapıldığı döneme denk geliyor. Yazımda; kamu- özel ayırmaksızın ülkenin tüm kurumların da FETÖ’nün bir virüs gibi girdiği her alanda eksiksiz olarak virüs taramasının yapılmasına ve gereğinin tavizsiz, cesurca, kararlılıkla yerine getirilmesine işaret etmiştim. Bu taramada rol alması gerekenlerin bu anlayışta, inançta ve kararlılıkta olması gerektiğini de belirtmiştim.
Gerek o döneme kadar bizzat yaşadıklarımızdan, tanıklıklarımızdan gerekse yakın gözlemlerimizden çıkardığımız sonuca göre; FETÖ’ye karşı mücadelede 5 ayrı sıfatlamayla gruplandırılabilecek kadroların varlığından söz etmiştim.
Onları yazıda; Yılmaz Savaşcı Kadrolar, Duyarsız Kadrolar, Ürkek,Korkak Kadrolar, Gri Kadrolar ve Kripto Kadrolar olarak sıralamıştım. Söz konusu yazımda sınıflandırdığım kadroların içeriklerini de ayrıntılı ele almıştım.
O gün bugündür, kendimce yaptığım bu tasnifin daima geçerliliğini koruduğunu düşünüyorum. Somut bir çok örnek bu düşüncemi daima geçerli kıldı.
Yılmaz savaşcı kadrolar; FETÖ mücadelesinde “hiç kimse mücadele etmese de ben yeterim, ben varım ve canım pahasına bu mücadelenin neferim” diyenlerdir. Bulunduğunu kurum ve kuruluşta yaptığı FETÖ mücadelesinde “Erdoğan kararlılığının” temsilcisi durumunda olanlardır.
Bugüne değin onların kararlı mücadelesiyle FETÖ terör örgütüne büyük darbeler vuruldu.
Bu kadrolar bu mücadelenin en kıymetli vatanseverleridir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mücadele kararlılığına gerçekten sahip çıkanlardır.
Onları korumak, hepimizin boynunun borcudur. Onların varlığı, geleceğimizin güvencesine büyük katkıdır.
Şu gerçeği de kabul etmek gerekir ki; FETÖ’ye karşı mücadeleyi soğutanlar, unutturanlar, zayıflatanlar da hala vardır ve altan alta ellerinden geleni mutlaka yapabilmenin şer çabasındadırlar.
Tüm bu tablo karşısında bizlere düşen; sömürgeci emperyalizmin, soykırımcı siyonizmin maşası FETÖ ihanet şebekesinin yaptıklarını unutmamak ve hala yapmak istediklerinin farkına varmaktır.
Rahmetli bilge lider Aliya İzzetbegoviç’in Bosna soykırımı için söylediğini her fırsatta hatırlatarak, o sözler FETÖ ihaneti içinde uyarlanmalıdır. Buna göre yine vurgulamaktan vazgeçmeyelim ve diyelim ki; unutmayalım ve unutturmayalım. Zira unutulan ihanetler tekrarlanır…
