Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’nden yansıyanlar

Paylaş:

Türk Devletleri Teşkilatı’nın(TDT)13.Zirvesi Ankara’da gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen zirvenin ardından 163 maddelik Ankara bildirisi kabul edildi. Bu zirvede dönem başkanlığı Azerbaycan’dan Türkiye’ye geçti.

2027 zirvesinin Özbekistan’da yapılmasına karar verildi. Zirvede kabul edilen ve hedeflenenler arasında; savunma sanayii, siber güvenlik, orta koridor, ortak ekonomik bütünleşme, uzay teknolojileri gibi birçok alanda yeni işbirlikleri, zeminleri ve buna dayalı kurumsal yapılanmanın gerçekleştirilmesi yer aldı.

Bu kapsamda Türkiye’de, TDT Sanayi Koleji’nin kurulmasına yönelik bir hedef benimsendi. Ayrıca bir siber güvenlik konseyi kurulması ve buna bağlı olarak ortak güvenlik zeminin oluşturulması da amaçlandı.

Bu noktadan hareketle, TDT’nin ortak savunma ve güvenlik zemininin kurumsallaştırılması ana hedefi öne çıktı. Bu durum hiç kuşkusuz stratejik ortaklık kimliğini güçlü ve kalıcı kılabilecek bir hedefe işaret ediyor. Yine bu zirvede öne çıkan bir başka husus, Türk Dünyası açısından son derece önemli olan Orta Koridor’un; ekonomik, enerji, kültürel gibi birçok unsuruyla çok önemli jeopolitik değerinin vurgulanmasıdır. Zira Hazar geçişli güzergahların bütünleştirilmesiyle Orta Koridor’un, Doğu-Batı arasında en önemli ulaşım omurgasını oluşturacağı bilinmektedir. TDT coğrafyasının, enerji koridorları açısından da jeopolitik, jeoekonomik ve dolayısıyla jeostratejik imkan ve kabiliyetleri de bir başka yaşamsal önemdedir.

Bu zirvede de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve Kıbrıs Türk halkının desteklenmesi ve buna bağlı olarak Doğu Akdeniz jeopolitiğindeki etkinliğin ihmal edilmemesi hususu da öne çıkmıştır. Önceki zirvelerde belirlenen 34 harften oluşan ortak Türk alfabesinin hayata geçirilmesine yönelik ilerleme sağlanması kararlaştırılmıştır.

Zirve kararlarında öne çıkan bir başka husus da;

TDT-SAT uydusunın fırlatma hazırlıklarının hızlandırılması ve uzay teknolojilerinde ortak çalışmaların derinleştirilmesi hedefinin belirlenmesidir.

Daha birçok konuda vurgulanan önemli hususlar TDT’nin siyasi, askeri-güvenlik, ekonomik, kültürel, teknolojik gibi hemen her alanda kurumsallaşmasını başarması hedefine dayanmaktadır.

Zirveden yansıyan bir konuda; Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in zirveye katılmamış olmasıdır. Ülkesindeki bir uluslararası spor müsabakasının törenine katılması nedeniyle zirveye gelemeyeceği bildirilen Aliyev’in yerine zirveye Azerbaycan Dışişleri Bakanı katılmıştır. Bir süredir Azerbaycan ile Türkiye arasında sıkıntılı bir havanın estiriliyor olması, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in zirveye katılmamasının nedeni olarak da bazılarınca yorumlanmıştır.

Ancak ifade edilmelidir ki; bugüne değin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan’ı rahatsız edecek, iki kardeş ülkeyi büyük bir sıkıntıya sevk edecek hiçbir tutumu, beyanı, açıklaması olmamıştır. Aksine her fırsatta Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin kardeşlik hukukunu hiçbir gücün bozamayacağını sıklıkla vurgulamıştır. Şu noktanın da altı çizilmelidir ki; elbette ülkelerin bazı konularda farklı siyasi görüşleri ve tutumları olacaktır ve bu farklılıklar stratejik ortaklığın, kardeş ülke vurgusunun ve anlayışının zedelenmesine de imkan vermeyecek düzeyde gerçekleşmelidir.

Her iki ülkenin de siyasi iradeleri, devlet yönetimleri ve liderliği bu konuda iki kardeş ülkenin ortaklıklarının zedelenmesine imkan vermeyecek düzeyde güçlü iradeye sahiptir. Unutulmamalıdır ki; Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan Şuşa Beyannamesi, “iki devlet tek millet” anlayışının stratejik açıdan çok daha üst düzeye taşıyarak neredeyse tek devlet refleksini yansıtmaktadır. Zira Şuşa Beyannamesi; Azerbaycan’a yönelik tehdidin, saldırının Türkiye’ye, Türkiye’ye yönelik tehdidin, saldırının Azerbaycan’a yapılmış sayılacağını beyan etmektedir.

Ve yine unutulmamalıdır ki; kardeş iki Türk devleti arasında derinleşecek bir krizin yaşanması, giderek ortaklıkların dinamitlenmesi, kardeş ülke olmaktan uzaklaşıp zıtlaşan iki ülke haline gelmeleri iki ülkenin de hasımları açısından sevindirici ve dolayısıyla beklenilen, istenilen bir şer hevestir.

Bu noktada kardeş iki ülkeye de düşen görev; bu şer hevesi hasımlarının kursaklarında bırakmaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlü iradesi, bu meselenin üstesinden gelmeye muktedirdir.