ABD Başkanı Trump’ın Çin ziyareti tamamlandı. Ziyarete çok fazla anlam yüklenmişti. Öyle ya iki büyük gücün buluşması olarak her görüşme anlam yüklü de olmak zorundaydı.
Ama ortada irrasyonel ve kolayca kestirilemeyen tavırlarıyla giderek zirve yapan bir ABD Başkanı varsa, anlam yükü yine farklılaşabilirdi. Öyle de oldu. Trump, yine yaşanılanlardan farklı şeyler söylemeye başladı. Görüşmeye ilişkin; “gerçekten harika birkaç gün geçirdik” dedi. Bu sözün en gerçek olanı, Çin’in çok renkli karşılama törenleri düzenlemiş olmasıdır. Yoksa iki güç arasında çok önemli ve zorlu konular hakkında beklentileri karşılayacak düzeyde başarılı bir sonuç ortaya konulamadı.
Başta Tayvan konusunda iki tarafın yaklaşımının irdelenmesi bile yeterince yapılamadı. Çin hükümet yetkililerinin aktardığına göre; özel görüşmede Devlet Başkanı Şi Cinping, Trump’ı Tayvan konusundaki görüş ayrılıklarının kötü yönetilmesi durumunda çatışmalara hatta savaşlara sürükleyebileceği yönünde uyardı.
ABD Başkanı Donalp Trump’ın, iki ülke arasında özel bir ilişki olduğunu belirterek, görüşmelerin iyi geçtiğini ifade etmesine rağmen Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Tayvan konusundaki sert açıklamaları görüşmenin Tayvan konusundaki sıkıntının uzlaşılması zor durumuna işaret ediyor. Bu arada ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio verdiği bir röportajda; Tayvan politikalarının değişmediğini ve buna bağlı olarak, Çin’in zor kullanarak, Tayvan’ı ele geçirilmesinin çok yanlış olacağını, geri dönülmesi zor sonuçlar üreteceğini belirtti.
Diğer taraftan görüşmeden İran konusunda da beklenilene kıyasla somut bir sonuç çıkmadı. Çin her zaman olduğu gibi cephe yaklaşımı göstermeyerek, uzlaşılmasına yönelik genel ifadelerle konuyu ele aldı.
Bununla birlikte Hürmüz Boğazı’na yönelik ihtiyacına binaen, hassasiyetini ortaya koyarak, Hürmüz’ün açılması için çaba sarf edilmesi gerektiğini ortaya koyduğu anlaşılıyor. Bu noktada Hürmüz konusunda Trump’ın Şi Cinping’den yardım talep ettiği ancak Çin’in nasıl bir yardımda bulunacağına dair herhangi bir işaretin olmadığı da belirtmek gerekiyor.
İran savaşına yönelik, Çin’in geleneksel refleksinden farklı bir tutum sergilemediği anlaşılıyor. Çin’in güç ilişkisinde tercih ettiği; askeri müdahalelere meyletmeden, yüksek teknolojiye dayalı ekonomik ve ticari ilişkilerde üstünlük kurarak sürdürme kararlılığı, İran meselesinde de tavizsiz sürüyor. Açıktan, cepheden, askeri refleksle pozisyon almayarak, dolaylı tutum ile İran meselesinin çözülmesini beklemektedir.
Görünen o ki, İran meselesini aynı hararetiyle daha çok konuşmaya, irdelemeye devam edeceğiz.

