Mavi Vatan stratejisi kurumsallaşıyor

Paylaş:

Bir ülkenin vatan toprağı, ulusal sınırlarıyla belirlenir. Denizlere kıyısı olmayan, kara ülkeleri için sınırlar, ülkenin egemenlik haklarının coğrafyasını oluşturur.

Denizlere kıyısı olan ülkeler için ise deniz alanlarındaki egemenlik hakları da hiç kuşkusuz o ülkenin vatan sıfatının ayrılmaz parçasıdır. Türkiye için Mavi Vatan vurgusu, bu durumun kıymetlendirilmiş halidir.

Türkiye’nin 783.562 kilometrekareyi bulan yüzölçümünün yanısıra bir de deniz alanlarındaki egemenlik haklarının belirlediği 462 bin kilometrekare deniz alanına sahiptir. Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin deniz yetki alanları, bir karış vatan toprağı hassasiyetinin ayrılmaz parçasıdır. Bir damla su, bir karış toprak gibidir. Asla hiçkimseye terk edilemez, vazgeçilemez, çiğnetilemez, bulandırılamaz. Buna hava sahasının egemenlik haklarıda eklendiğinde Vatan vurgusunun üç bileşeni birbiriyle kenetlenerek, ayrılmaz bir bütünün parçalarını oluşturur.

Bu üç bileşen birlikte vatanın varlığını, kudretini, hikmetini, gücünü ortaya koyar. Kara-Hava-Deniz üçlüsü, Türkiye’nin egemenliğinin belirlendiği alanlardır. Bu noktada Mavi Vatan, Gök Vatan vurguları Türkiye’nin hava ve deniz sahalarındaki mutlak egemenliğinin nişaneleridir.

Son yıllarda özellikle Doğu Akdeniz üzerinden Türkiye’yi sıkıştırma çabalarına karşı, Türkiye egemenliğine sahip çıkarak, Mavi Vatan stratejisini geliştirdi. Üç denizdeki egemenlik haklarına sahip çıkarak, özellikle Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye yönelik şer hamlelerine karşı stratejik kararlılığıyla karşı hamlelerini Mavi Vatan stratejisiyle ortaya koydu. Türkiye’yi dışlayarak Yunanistan -Güney Kıbrıs Rum Yönetimi( GKRY)-İsrail ekseni üzerinden sahaya sürülen Doğu Akdeniz enerji hamleleriyle, Türkiye’nin deniz alanlarındaki egemenliği zedelenmeye çalışılmış ancak Türkiye kararlılığını en etkili biçimde tüm hasmane tutum sergileyenlere göstermiştir. Türkiye’yi Antalya Körfezine hapsetmeye çalışanlara gereken cevaplar verilmiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)ile Türkiye özellikle hidrokarbon sahalarında haklarını koruyarak, çalışmalarını kararlılıkla sürdürmüştür.

Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakat Muhtırası” ile de hem Türkiye hem de Libya sömürgeci güçler karşısında deniz sahasındaki haklarını savunma kararlılığını ortaya koymuştur. Bu yolla da, oldu bittiye getirilerek, Doğu Akdeniz’in yükselen enerji jeopolitiğine sömürge düzeninde hükmetmeye çalışanlara karşı son derece kuvvetli bir hamle yapılmış oldu.

Ancak hala Doğu Akdeniz, Adalar Denizi ve KKTC üzerinden Türkiye’yi kıskaca almaya yönelik şer oyunlar tümüyle sona ermedi. Son yıllarda soykırımcı siyonist İsrail’in tüm şer adımları Doğu Akdeniz odaklıdır. Bölgeye yaymaya çalıştığı, insanlık dışı tüm heveslerini kursağında bırakacak olan tek ülkenin Türkiye’nin olacağının kaygısıyla kendince hukuk ve insanlık dışı çabalara girişmektedir.

Şimdi Türkiye tüm deniz alanlarındaki egemenlik haklarını eksiksiz bir şekilde hukuku zeminde kurumsallaştırmak için adım atıyor. 1982 tarihli Karasuları Kanunu’ndan 44 yıl sonra denizlerdeki egemenlik haklarını kapsamlı bir yasal çerçeveye oturtmak için “Türk Deniz Yetki Alanları Kanunu” adıyla bir kanun tasarısını hayata geçirmeye hazırlanıyor. Bu kanunla; başta Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz olmak üzere Türkiye’nin kıyısı bulunduğu tüm denizlerinde egemenlik hakları yasal çerçeveye oturtulmuş olacak.

Bu çok önemli gelişmenin biran evvel hayata geçmesi ve Mavi Vatan stratejisinin kalıcı, güçlü bir kurumsal yapıya dönüşerek, sarsılmaz kararlılıkla yerleşik hale gelmesi hepimizin vazgeçilmez beklentisidir.

Bu gelişme karşısında şimdiden büyük bir telaşa kapılan Türkiye hasımlarının korkuları, bu gelişmenin kıymetini artırmaktadır.