İran-ABD (İsrail) savaşı tam bir kördüğüme dönüşmek üzere. Bu kördüğüm kısmen de olsa çözülemezse dondurulmuş çatışma-savaş durumuna dönüşebilir. Özellikle İran’ın direncini derinleştirerek dayanma eşiğini yükseltme çabası, zaman faktörünün lehine işleyeceğine odaklı. Arzu edilen sürede arzuladığı sonuçları elde edemeyen ABD için ve bilhassa Trump için zaman faktörünün aleyhine olacağı beklentisi İran için çok önemsenen bir husus olarak dikkat çekiyor.
Bu noktada taraflar arasındaki müzakere trafiğinden, gel-git ler dışında bir türlü net bir sonuç elde edilemiyor. Son olarak 14 maddelik mutabakat metninden söz ediliyor. Bu metinin esasının, İran’ın nükleer kapasitesinin sıfırlanmasına dayalı olduğu ifade ediliyor. ABD’nin bazı medya kuruluşlarına bakılacak olursa, onlara göre ABD, İran ile 14 maddelik bu mutabakat zaptı zemininde anlaşmanın olacağını düşünüyor. Esasen bugüne kadar tarafların ama bilhassa Trump’ın savaşa dair söylediklerinin gerçeği yansıtma düzeyi neredeyse sıfır seviyesindedir.
En son olarak Körfez’de yine çatışmalar yaşandı. Bu konuda da karşılıklı açıklamalar hep birbiriyle çelişkiliydi. Bir yandan saldırıların Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından olduğu ifade edilirken öte yandan saldırının BAE değil, ABD tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi. İran çok sert karşılık vereceklerini söyleyerek, ateşkesin düşmanlarınca bozulduğunu ifade etti. Kısacası yine söylem gel-giti baskındı.
Tüm bunların yanı sıra şimdi de gözler Trump’ın Çin ziyaretinde. Haftaya gerçekleşecek ziyarette kilitlenen savaş-barış sarmalının seyrine dair nelerin etkili olacağı merak konusu. Çin’in daha çok perde arkası pozisyonunun, gelinen noktada nasıl olacağı, Trump üzerinde etkili olup olamayacağı, İran’ın beklentilerinin zemininde son tavrının ne olacağı merak edilenlerin en çok öne çıkanları.
Gelinen noktada kimin kazanıp, kimin kaybettiği sorusu da zihinlerde. Buna ilişkin ilk söylenecek şey; savaşların sadece askeri üstünlüğe bağlı olarak kazananın belirlenemeyeceğidir. Çünkü her savaşın siyasi bir hedefi vardır. Bu hedefe istenilen sürede, istenilen düzeyde erişilememesi, hedefleyen için savaşın kaybedeni olmaktır. Buna karşın savaşta karşı tarafın hedeflediğine istenilen sürede, istenilen düzeyde erişmesini engelleyen o savaşın kazananıdır.
Buna göre şu ana kadar ABD-İsrail ikilisi, açtığı savaşta hedeflediklerine istedikleri sürede, istedikleri seviyede erişemeyerek, bugüne kadarki sürede savaşın kaybedenidirler. İran da gösterdiği dirençle bugüne kadarki sürede savaşın kazananıdır.
Bu yüzdendir ki, bilhassa Trump kazanç sayabileceği siyasi bir hedefe erişerek, çok daha fazla uzamadan savaşın sonlandırılmasının çabasındadır. Bu savaşta ABD-İsrail’in görünür siyasi hedefleri; İran rejiminin yıkılması, onun yerine ABD-İsrail’e yakın bir yönetimin kurulması ve buna bağlı olarak İran’ın nükleer birikimi başta olmak üzere tüm askeri yeteneklerinin köreltilmesiydi. Üstelik bunun için de öngörülen süre, günlerle tarif edilecek bir zaman içindeydi. Olmadı. Başaramadılar. Üstelik sadece siyasi hedefe istenilen sürede ve istenilen düzeyde erişememekle kalmadılar, müttefikleri olan Körfez ülkeleri ve oradaki askeri üslerinde de büyük yıkıma uğradılar.
Uzun sözün kısası, savaşta gelinen nokta kazananı-kaybedeni tarif etse de, bunun nihai aşama olmadığı, asıl bundan sonraki seyrin üreteceği sonuçların nihai olacağını da kuşkusuz belirtmek gerekir.


