CHP’de devam eden iç gerilimin dozu yükselirken , mahkeme kararıyla Genel Başkanlığı yürüten Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelen öfkede dinmek bilmeden artarak, sürüyor.
Kılıçdaroğlu’na yönelen öfkenin dozuda, ayarıda kaçmış durumda. Büyük bir kinle, öfkeyle davranılıp, Kılıçdaroğlu’nu itibarsızlaştırarak, etkisini kırmak için büyük çaba sarf ediliyor. Bu çaba sadece Özgür Özel- Ekrem İmamoğlu ve onların partili ekibinden gelmiyor aynı zamanda bazı medya mensuplarından da ve aynı kıvamda geliyor. Onlar da sanki partide üye ve partili görevleri varmış gibi, Kılıçdaroğlu’nun gelişinden doğrudan etkilenerek, kişisel olarak büyük bir kayba uğruyacaklarmış gibi kin ve öfke içindeler. Bu kin ve öfkelerinin çoğu zaman ayarını kaçırarak, Kılıçdaroğlu’dan hesap sormayı kendilerinde hak görebiliyorlar. Dayandıkları en temel rahatsızlık, iktidara yürüyen CHP’yi Kılıçdaroğlu’nun engellemesiymiş. Onlar için iktidara giderken, yanlışda olsa tutulan yol doğru sayılmadığı için kızgınlar. Kin ve öfkelerinin, kızgınlıklarının dozuna bakılacak olursa; arınmaymış, yolsuzluk iddialarıymış, ahlakdışılıklarmış bunların irdelenmesine, hakikatin ne olduğunun anlaşılmasına hiç gerek yokmuş.
CHP kendi içinden ortaya çıkan, sürekli gündemde tutulan ve ısrarla takip edilen yolsuzluk iddialarının ne araştırılmaya, ne de neyin gerçek olduğunun bilinmesine ihtiyaç yokmuş. Onlara göre yargıya güvenilmezmiş ve o yüzden de iddiaların tamamı yok sayılmalıymış, araştırılmadan üzeri örtülmeliymiş. Tanıklıklar, kanıtlar, pişmanlıklar, itiraflar CHP içinden çıkmış da olsa, hepsi iktidarın tezgayıymış ve bu asla sorgulanmamalıymış. Onlar için Kılıçdaroğlu; “hain”, “Saray işbirlikçisi”, CHP’nin iktidar yolunu engeleyenmiş.
Bu denli yakışıksız, dayanıksız ithamlarda bulunanların, yargıya intikal etmiş yolsuzluk iddialarını sorgusuz, sualsiz yok saymaları en hafif deyimiyle başlı başına büyük bir çelişki. Oysa İddia baştan yok sayılamaz, iddianın gerçekliği anlaşılmaya çalışılır. Baştan iddiayı yok sayarsanız, gerçeğe erişilmesini de istemeyen olursunuz. O zaman da bu refleksin esas nedeni çok merak edilir. Öyle ya doğrudan partide aktif göreviniz yoksa, sizin partideki pozisyonunuzu doğrudan etkileyen bir durum söz konusu değilse, gerçekler ortaya çıksın, suçlu-suçsuz belli olsun demek varken, medya mensubu olmanın da sorumluluğunu tamamen unutarak, bu denli hırçınlaşmanın gerçek nedeni ne olabilir? İktidar tutkusu sizi de içine çekmişse, aklanarak yol almak, iktidar yolunu çok daha güvenli kılmaz mı?
Medya mensubu, gazeteci olmaya; objektif olunamasa bile vicdanlı olmanın vakurunu taşımak yakışmaz mı?
Kılıçdaroğlu bu iklimde CHP’ye yakın bir tv ye konuk oldu ve karşısındaki medya mensuplarının sorularını cevapladı. Ona yöneltilen soruların çok büyük bölümü, sorgulama içerikliydi. Hesap sorarcasına yüklenildi. Kılıçdaroğlu’nun CHP’de yolsuzluk iddialarına yönelik “arınma” yapacağını sıklıkla söylerken, ona sözkonusu bu tv yayınında;”Partiyi arındıracağınızı söylüyorsunuz. Bu arındırma yetkisini kimden alıyorsunuz?” diye sorulabildi. Bu bir merak sorusu değil, hesap sorma edasıydı. Oysa esas olan, Partide “arındırma” ihtiyacının olup olmadığına odaklanmakken, “ne diye buna soyundunuz” der gibi “bu yetkiyi kimden alıyorsunuz?” sorgulaması yapılabildi.
13 yıldır CHP’de Genel Başkanlık yapmış birisini, partisinde yaygınlaşan yolsuzluk iddialarına karşı pozisyon almasını büyük bir kin ve öfkeyle sorgulamak,normal gazeteci refleksi olamaz. Gazeteci olan; olmayanı varmış gibi, var olanı da yokmuş gibi sunmaz. “Neyin gerçek olduğu değil halkın neye inandırıldığı önemlidir” gri propagandasının aleti olamaz. Olursa da gerçek gazeteci, gerçek medya mensubu olamaz.
