Kıbrıs Adası yine hedefte

Paylaş:

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 8 Temmuz 2026’da kabul ettiği kararla Kıbrıs Adası üzerinden yine Türkiye’yi hedef aldı. Yine diyorum çünkü AP’nin bu konuda çok sayıda Türkiye karşıtı, gerçeklerle ilişkisi olmayan kararları var.

Bu defa da 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı üzerinden Mehmetçiği karalamaya çalışıyor. Yine büyük bir yalan, karalama ve yine asıl gerçekleri örtme gayreti öne çıkıyor.

Adaya 1974’te Mehmetçik gelene dek, EOKA adlı silahlı Rum çeteleri Türk köylerini yakıp, yıkıyor, Türkleri katlediyordu. Toplu mezarlar bunun en acı delileridir. Bu katliamlardan birini hatırlatalım. Adada görev yapan Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın görevde olduğu bir akşam evine saldıran EOKA çetesi, evde bulunan eşini ve üç evladını acımasızca katlettiler. 24 Aralık 1963 gecesi yaşanan bu alçakça hadise eli kanlı EOKA çetesinin ‘Kanlı Noel’ olayları sırasında yaşanmış, tarihe “Kanlı Küvet”, ” Kanlı Kumsal” olarak işlenmiştir. Evi basan alçaklar; Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet İlhan ile çocukları; 6 yaşındaki Murat’ı, 4 yaşındaki Kutsi’yi ve kundaktaki 10 aylık Hakan’ı Lefkoşa’daki evlerinin banyo küvetine saklanırken acımasızca kurşuna dizerek şehit etmişlerdir. Katliamın yaşandığı o tek katlı ev, günümüzde Lefkoşa’da Barbarlık Müzesi adıyla ziyarete açıktır. Bugün bu şehit yavrucukların adları, Mavi Vatan’da vatan görevi yapan sondaj gemilerimize verilmiştir.

Bu acı gerçekler ortadayken, alçakça ifralarla, yalanlarla sonuç almaları elbette mümkün değil. Ancak bilinmelidir ki, tekrar Kıbrıs Adası’nda tarihsel kökleriyle Türk varlığı yeniden hedeftir.

Bugüne değin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) yok sayarak, ekonomik ve toplumsal ambargolarla boyun eğdirme şer planları sonuç vermemiştir. Ancak yine iştahları kabarıktır. Doğu Akdeniz’in yükselen enerji jeopolitiği bu iştahlarının ana kaynağıdır. Yıllardır Doğu Akdeniz’in en uzun kıyı şeridiyle Türkiye’yi, Antalya Körfezi’ne hapsetme şer hevesiyle kıvrandılar. Soykırımcı Siyonist İsrail’le, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) Yunanistan ile eklemleyerek, Türkiye’nin KKTC’nin Mavi Vatan’ına set çekmeye çalıştılar. Doğu Akdeniz ülkeleri de darbeler tezgahladılar, halkına zulmeden rejimleri desteklediler, Filistin davasını yok etmek için anlaşmalar imzaladılar, Doğu Akdeniz’de yeni bir sömürge planını hakim kılmak için her yolu denediler. O sömürge planını Türkiye’ye rağmen ve onu etkisizleştirerek tam manasıyla hayata sokmadılar. Şimdi Kıbrıs’ı kuşatarak, Kıbrıs Adası üzerinden Türkiye’yi kuşatarak, eksik kalan sömürge planını tamamlamak ve böylece Doğu Akdeniz ve çevresinde mutlak egemenliği ele geçirmek istiyorlar.

Türkiye’nin tüm bu kirli oyunlara, şer çabalara karşı tavrı nettir. Sözde diplomasi oyunlarına asla kanmayacaktır. Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) hukukları çiğnenerek, Kıbrıs Adası, tüm egemenliği Rum Kesimi’ninmiş gibi AB tam üyesi yapıldı. Oysa 1959-60 Garantörlük Anlaşması gereğince Ada’nın 3 garantör ülkesi Türkiye-İngiltere ve Yunanistan’ın birlikte yer almadığı hiçbir yapıya Ada dahil edilemez. Bu durum yani esasen BM hukuku yok sayıldı. Öte yandan AB hukukuna göre sınır sorunu çözülmeyen ülkeler AB’ye üye olamaz. Bu da hiçe sayıldı yani AB kendi hukukunu da çiğnedi. İki taraf birleşsinler diye de epeyce uğraşıldı. Bu kapsamda BM’nin Annan Planı’nda referanduma tabi kılındı ve Rum tarafı tek taraflı ona sağlanan egemenlik imkanını asla paylaşmak istemedi.

Sonuçta yıllardır söyleriz; bir adadan iki devlet çıkmaz diye bir uluslararası hukuku kuralı veya uluslararası ilişkiler teamülü mü vardır? Asla öyle bir şey yoktur. Öyle olsaydı; Haiti ile Dominik Cumhuriyeti bölünmezdi. Sömürgeci emperyalizmin orada işine geldiği için üstelik aynı inanç, aynı kültürden iki devlet ürettiler.

Kısacası Türkiye’nin tavrı nettir. Kıbrıs Adası için tek çıkış noktası; eşit egemenlik ve buna dayalı iki devlet kabulüdür. Bundan zerre taviz verilmesi, sömürgeci emperyalizme, soykırımcı Siyonizm’e teslim olmaktır.