Birkaç günde tamamlanacağı düşünülen İran Savaşı, her geçen gün açmazlara yol açarak, devam ediyor.
Bir yanda soykırımcı Siyonizm, savaşın Ortadoğu’nun her tarafına yayılmasından medet umarken, diğer taraftan ABD’yi saldırının içine çeken Trump’ın açmazlarının belirginleşmesiyle çıkış yolu arayışı dikkat çekiyor.
En son soykırımcı Siyonist İsrail’in, İran’ın petrol tesislerine yaptığı saldırıya karşılık, Trump’ın bu saldırıdan haberinin olmadığı açıklaması, içine düştüğü çıkmazın bir yansıması olarak belirginleşiyor. Her geçen gün ABD’nin etkili çevrelerinde İran’a yapılan bu saldırının, ABD açısından mantıklı hiçbir açıklamasının olmadığı yönündeki eleştiriler giderek kamuoyunu da daha çok etkilemeye başlamıştır. Unutulmamalıdır ki, Trump için en hayati olan, kasım ayındaki ara seçimdir. Trump için bu seçim, varlık-yokluk mertebesinde karşılık bulunmaktadır. Gerek Temsilciler Meclisi’nde gerekse Senato’daki çoğunluğunu kaybetmesi korkusu, Trump açısından başkanlığının sona erdirilmesi tehlikesidir. ABD kamuoyunda giderek artan İsrail karşıtlığı son olarak İsrail tarafından İran cephesinin açılmasıyla ve bu cepheye ABD’nin de dahil olmasıyla gerek İsrail karşıtlığı gerekse bunun faturasının çıkarıldığı Trump karşıtlığı giderek artmaktadır. Son zamanlarda yapılan kamuoyu araştırmalarında Trump’a olan destek azalma sürecine girmiştir. Bu durum Trump açısından hayati meseledir.
Öte yandan Trump’ın bir başka sıkıntısı da Epstein dosyalarındaki Trump bölümüdür. Bugüne kadar Trump kendisi ile ilgili olanları olabildiğince örtmeye çalışmışsa da artık yaygın bir şekilde ABD kamuoyu açısından Eptein’deki Trump gözden kaçmamaktadır. Bu durum Trump açısından bir türlü istediği düzeyde çözülememiştir ve ara seçimler için son derece kaygı vericidir. Bunun yanı sıra Epstein dosyası üzerinden Siyonist yapının Trump’a istemediği şeyleri de yaptırabilme gücü olduğuna yönelik inanış giderek artmaktadır. Özellikle son İran saldırısına soykırımcı Siyonizm’in peşine takılarak katılmış olması, bu noktayı kuvvetlendirmektedir.
Tüm bunların yansıması olarak Vietnam Savaşı’ndan bugüne ABD kamuoyunda savaş karşıtlığı ve buna bağlı olarak İsrail sorgulaması hiç bu denli artmamıştı. Son günlerde bu konuda yazılanlar, çizilenler ve kamuoyuna yüksek sesle aktarılanlar İran Savaşı’nın asla ABD savaşı olmadığı, İran’ın ABD’yi tehdit eden ve bu savaşın meşrutiyetini ABD açısından gerekli kılan bir hususun bulunmadığı yönündedir.
En son ABD’nin teröre karşı mücadele merkezinin başkanının bu gerekçelerle yani İran’ın ABD’ye tehdit olmadığını ve buna rağmen İran’a yapılan saldırıya İsrail’le birlikte katılmış olmasını ABD çıkarları açısından yanlış bulduğunu ifade ederek, görevinden istifa etmesi, oldukça önemli bir noktadır.
Tüm bunların yanı sıra İran’ın özellikle coğrafi niteliğini ve konumunu, jeopolitik ve jeostratejik özelliklerini arkasına alarak, özellikle Hürmüz Boğazı’na yönelik jeopolitik üstünlüğünü çok iyi kullanması dikkat çekicidir. Bu durum; küresel düzeyde enerji ve gıda alanında birbirinden farklı düzeylerde olsa da tüm dünyayı etkileyebilme niteliği, İran’ın başlangıçta düşünüldüğü gibi kolayca rejimin çökmesine, İran’ın teslim olmasına karşı direnç noktası olmuştur.
Öte yandan her geçen gün İran’ın üst düzey isimlerinin öldürülmesi de yine İran’ın kolay teslim olmasını sağlayamamıştır. Hatta aksine giderek saldırılara yönelik halkın kenetlenmesi daha kuvvetli hale gelmiş, rejim konusunda muhalif çizgide olup da ülkesinin ve halkının önceliğinden vazgeçmeyenler de bu saldırılara karşı mesafeli olmaya başlamıştır.
Sonuçta unutulmamalıdır ki, her türlü savaşta haklılık, en büyük güçtür ve haklı olan her zaman kazanmaya daha yakın olandır.
Bayramınız mübarek olsun…
NOT: Bu yazı son zamanlarda soykırımcı Siyonizm’e karşı Türkiye-İspanya yakınlaşması adına İspanya’da, Endülüs’te, Granada’da, İstanbul Baklavacısı’nda yazılmıştır.

