Terörsüz Türkiye hedefi güçlü devlet inisiyatifiyle sonuca doğru yol almaya devam ediyor. Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlığındaki kurul ilk buluşmasını gerçekleştirdi ve dört alt komisyonun kurulmasına karar verdi. Hukuki sürecin yönetilmesi ve toplumsal desteğin güçlenerek sürdürülmesi için komisyonlar işlev üstlenecek.
Artık sürecin uygulanması aşamasındayız ve bu en son aşama en titiz, en yüksek hassasiyetle sürdürülmesi gereken aşamadır.
Bu aşamanın en can alıcı noktası, sürecin toplumsal yansımalarının zedelenmemesidir. Bugüne değin PKK/KCK terör örgütünün içinden çok sayıda dış el girip çıkmıştır. Bunların tamamı örgütü Türkiye aleyhinde kullanmıştır. Şimdi meselenin kökten çözümünü bu dış ellerin istemeyeceği aşikardır. Türkiye’nin sağlam iradesi, bölge ülkelerindeki kararlı saha tutumu, bu dış ellerin etkisizleşmesini sağlamıştır. Son çırpınışlar soykırımcı siyonist İsrail’den gelsede onun da başarması mümkün olamamıştır. Şimdi şer gözleri gelinen aşamadadır. Suriye’de SDG’nin feshedilmesi, bu aşamanın sonuca erişmesine önemli bir boyut kazandırmıştır.
İlk günden beri ifade ettiğimiz husus; terörsüz Türkiye hedefi terörsüz Suriye hedefiyle sonuca ulaşabilirdi. Türkiye kararlı mücadelesiyle bu konuda da sonuç almıştır. Şimdi esas olan gelinen aşamanın iç ve dış şer çabalara karşı korunup, kollanmasıdır.
Terörsüz Türkiye sürecine başından beri karşı çıkanların yapıcı olmayan, yıkıcı dil ve tutumu en çok dış ellerin beklentisini karşılamaktadır. Esasen iç ve dış engelleyici hamlelerin eksik olmayacağı da kabul edilmelidir.
Bunun için de provakatif tüm şer çabalara karşı tüm tedbirler alınmalıdır. En son Diyarbakır’da bazı sokaklara terör örgütü mensuplarının posterlerinin asılması, gelinen aşamayı zedelemeye çalışan açık bir provokatif çabadır. Gerçi İçişleri Bakanlığı bu provokatif çabaya derhal müdahale etmiş, gerekeni yapmıştır. Bu noktada bilinmelidir ki, bu tür çabalar asla yaygınlık kazanmamıştır. Ancak bu hususta sorumluluk sahibi olan herkesin üzerine düşeni eksiksiz yapması kaçınılmazdır.
Özelikle DEM’e büyük görev düşmektedir. İçlerinden bazılarının kullandığı dil ve takındığı tavır, sürecin ruhuyla asla uyumlu değildir. Çeşitli yerlerde terör örgütü mensupları için “şehit” törenleri düzenleyip “bölücü” mesajların verilmesi, sürecin ruhuyla çelişen ve süreci zedelemeye yol açabilecek kışkırtıcı tutumlardır.
Bu noktada son zamanlarda DEM Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın beyanları çok dikkat çekicidir. Kullandığı dil, yaptığı açıklamalar süreci zedeleyeci niteliktedir. Mesela; örgüt mensuplarına “şehit” vurgusu, “dört parça Kürdistan coğrafyası” ifadesi ona aittir ve tüm bölge ülkelerine yönelik bu bölücü yaklaşımın derdi nedir?
Üstelik Kürt olmayan Hatimoğullarının nerdeyse her konuşmasında süreçle uyumlu olmayan zedeleyici bir tutumun sebebi nedir?
Acaba; Suriye’de Esat rejiminin yıkılmasının hazımsızlığımı, Suriye’de soykırımcı siyonizmin yetersizliğinin rahatsızlığımı? Zira kullandığı dil, toplumun sinir uçlarına dokunarak, tahrik edici, kışkırtıcı niteliktedir ve bundan en çok hoşnut olacak olanda soykırımcı siyonist İsrail’dir.
Daha önce de aynı kişi “her yer Gazze olacak” diye devleti tehdit eden bir vurguda bulunmuştu. Elbette devletin gücü ve kararlılığı bu tür tehditlere boyun egecek değildir de, esasen toplumsal birliğimizi, ortak inanç ve ortak tüm değerlerimizi zedeleyeci olması da gözden uzak tutulamaz.
Şurası çok açıktır ki, terörsüz Türkiye hedefiyle, terörsüz bölge hedefinde de sonuç alınması en çok; yıllarca şer çıkarları adına bölgenin Türk,Kürt,Arap tüm mazlum halklarını birbirine düşmanlaştırmaya çalışan sömürgeci emperyalizmi, soykırımcı, işgalci siyonizmi rahatsız etmektedir.
Onların rahatsızlığını, içimize taşımaya çalışanlar bu toprakların mahsulü olamaz.
Yıllardır dillimizden düşmeyeni bir kez daha tekrarlayarak, yazımızı sonlandıralım.
Benim Çanakkale ruhuyla yoğrulmuş, Milli Mücadeleyle kenetlenmiş yiğit Kürdüm, sömürgeci emperyalizmin, soykırımcı siyonizmin piyonu, kuklası olamaz. Oluyorsa Kürt kimliğini taşıyamaz,temsil edemez.
