Soykırımcı, işgalci Siyonist İsrail ve başındaki katil Netanyahu’nun şer çırpınışları devam ediyor.
1948 yılından itibaren Filistin topraklarında başlattıkları işgal sürecini hiçbir zaman sonlandırmadılar. İşgallerini Filistin’le de sınırlı tutmadılar. İşgal ettikleri Filistin’in yakın çevresindeki tüm ülkelere yönelik şer niyetlerini her daim diri tuttular. Suriye’nin Golan Tepeleri’ni 1967’den beri işgalleri altında. İsrail için Suriye ve Lübnan ülke olarak değil; tampon topraklar, istediği gibi müdahale edeceği, gerektiğinde girip çıkmayacağı ve egemenliğini istediği gibi kontrol edeceği yerlerdir.
Vaat edilmiş topraklar safsatasına dayanarak, soykırımcı, işgalci Siyonist İsrail, tüm bölgeye dair aynı şer hevesini daima canlı tutmaya çalıştı. Bu şer hedefine dayanarak, bölgenin çıbanbaşı olarak, her türlü saldırganlığı kendine hak saydı. Tüm bunların arka planında ise daima sömürgeci emperyalizmin desteği vardı. Esasen İsrail, sömürgeci emperyalizmin karakol görevine sahip garnizon yerleşkesidir. Bulunduğu bölgede, tüm halkları birbirine düşman kılarak, fitne hamleleriyle, gerekli görülen bölünmeleri, parçalanmaları sağlamak, kukla yönetimleri ayakta tutmak, halkların iradelerine ipotek koyarak, bölgenin kaynaklarına hükmetmek asli görevidir. Son yıllarda Doğu Akdeniz’in yükselen enerji jeopolitiğine mutlak hakimiyet kurmak şimdilerdeki en güncel misyonudur. Kıbrıs Adası’na yönelişi, Gazze’yi soykırımla Filistinlileri yok edip, tamamen ele geçirme gayreti, Lübnan’a, Suriye’nin özellikle güney hattının jeopolitiğine hükmetme çabası Doğu Akdeniz’in mutlak hakimi olma hevesinin uzantılarıdır.
Suriye’de Esad rejiminin yıkılması, bu hevesinin başarısını zedelemiştir. Şer planını zaafa uğratmıştır. Esad’ın varlığıyla PKK/YPG eliyle Suriye’nin kuzeyinde kukla bir yapının kurulması planı suya düşmüştür. Şimdi de tam olarak kontrol edemediği Suriye yönetimini yıldırmaya, mümkünse halkın devrimini çalmaya çabalamaktadır. Bu şer çabasının önünde de en önemli engel olarak Türkiye’yi görmektedir. Bilmektedir ki, Türkiye için Suriye’nin güvenliği Türkiye’nin güvenliğidir. Kıbrıs Adası’nda, Doğu Akdeniz’in her noktasında güttüğü her kirli planın karşısında Türkiye’nin olduğunu çok iyi bilmektedir.
Onun içindir ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedefe koyarak, soykırımcı Siyonist çetenin her unsuru tehditler savurmaya devam ediyor. Son olarak da soykırımcı Siyonist İsrail, Suriye’de İdlip’deki Ebu Zuhur Askeri Üssü’ne saldırdı. Bu saldırısını da üssün Türkiye ile ilişkisine olduğu iddiasına dayandırdı. Söz konusu üste Türkiye’nin askeri varlığı yoktu ama Türkiye’ye aklı sıra mesaj yolluyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da Türkiye’nin öncelikle bölgesinde barışın, istikrarın yılmaz savunucusu ve koruyucusu olduğunu hatırlatarak, İsrail’in savaş arzulayan saldırgan tutumuna karşı ise: ” Türkiye, bu savaştan da çekinmez, kaçmaz, bunu da çok açık ve net bir şekilde söylüyorum” demiştir.
Soykırımcı Siyonist çetenin başındaki Netanyahu’nun yaklaşan seçimine dair kaygılarından beslenen hezeyanları da gelinen aşamaya bir başka boyut ekleniyor. Buna ABD Başkanı Trump’ın Netanyahu’ya yönelik devam eden mesafeli yaklaşımı da eklenince, Netanyahu’nun hezeyanı daha da büyüyor.
Ne kadar büyürse büyüsün şer hevesinin kursağında kalması kaçınılmazdır. Zira Türkiye karşısında sonuç alması mümkün değildir.
Bize düşen söz de: şeytan azapta gerektir.
