Soykırımcı, Siyonist İsrail’in Suriye’deki maşaları

Paylaş:

Terörsüz Türkiye sürecinde bütün gözler Suriye’deki beklentiye çevrilmiş durumda. Terörsüz Türkiye sürecinin iki temel referans noktası bulunmaktadır.

Birinci; Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı diğeri de Suriye’ye ilişkin 10 Mart mutabakatıdır. Birincisi bugüne değin Kandil’deki PKK ve Türkiye’deki DEM açısından bağlayıcılığını tamamen yitirmeden kısmen etkisini korumaktadır.

Kısmen diyoruz çünkü henüz istenilen kıvamda Kandil’deki/Irak’taki PKK’nın çözülme aşaması tam manasıyla nihayete ermiş değil. Diğer yandan Türkiye’deki DEM’in bazı sözcülerinin açıklamaları Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla çelişkili içerikler taşımaktadır. Türkiye içindeki aşamanın gerek TBMM Komisyonu’nun çalışmalarının ilave süreyle sonuçlanması gerekse komisyondan çıkacak olan muhtemel ortak raporun doğrultusunda yasal ve siyasi yeni düzenlemelerin bir an evvel sonuçlanması en çok arzu edilendir.

Türkiye’deki işleyen sürecin aldığı mesafe her türlü baltalama girişimine rağmen sonuca doğru ilerleme eğilimi göstermesine rağmen Suriye’deki durum, Türkiye’deki gelinen noktayla ayrı bir iklime işaret etmektedir. Suriye PKK’sının ayak diremesi, 10 Mart mutabakatının varlığını yok sayması, Suriye’nin bütünlüğünde ve yeni devlet oluşumunun bütünleşerek ortaya çıkmasında karşı tutum sergilemesi hem Öcalan’ın 27 çağrısını hem de bizzat kendilerinin imzaladığı 10 Mart mutabakatına aykırı bir çabanın ürünüdür. Bu ürünü besleyen kuşkusuz bir yandan soykırımcı Siyonist İsrail, öte yandan sömürgeci emperyalizmin Suriye’deki unsurlarıdır. Amerika Birleşik Devletleri(ABD) Başkanı Trump’ın Suriye’ye ilişkin bugüne değin yaptığı Türkiye’nin beklentilerini kısmen karşılayan açıklamalarının sahada bir türlü karşılık bulamaması hatta bu açıklamalarla tamamen çelişen Suriye’nin kuzeyindeki ABD varlığının PKK desteğini eksilmeden sürdürüyor olması, Suriye meselesinin en önemli açmazını oluşturmaktadır. Zira son günlerde bilinmektedir ki; ABD tarafından Suriye’nin kuzeyine PKK için askeri tahkimat yapılmaktadır. Bu kapsamda füze platformlarından, hava savunma sistemlerine kadar yeni destekler sürmektedir. Öte yandan Siyonist soykırımcı İsrail’i Türkiye karşıtlığı üzerinden PKK’nın varlığının Suriye’de sonlanmaması için DEAŞ’ı harekete geçirmeleri gözden kaçmamaktadır. Aynı İsrail; Şam yönetimini giderek etkisizleştirerek, bütünleşmiş, siyasi iradesini ve toprak bütünlüğünü koruyabilmiş bir Suriye halk iktidarının oluşmasını engelleme şer çabasından asla vazgeçmemektedir.

Tüm bu şer çabalar için de yine Suriye PKK’sının (SDG) başındaki unsurları kullanmaya devam ettiği de aşikardır. Bir yandan PKK’nın kadın örgütlenmesinin başında olan İlham Ahmet’in İsrail yandaşlığı öne çıkmaya devam ederken, öte yandan PKK’nın Suriye’deki elebaşı Ferhat Abdi Şahin’in İsrail için sarf ettiği sözler soykırımcı Siyonist İsrail’in şer heveslerinin mikrofonluğunu ortaya koymaktadır.

Nitekim Ferhat Abdi Şahin’e İsrail konusunda yöneltilen bir soruya; “İsrail dahil her kim bize destek verirse işbirliği yaparız” cevabını vermiştir ve yine aynı Abdi Şahin bir başka konuşmasında “Eğer Amerika bize verdiği desteği çekerse, İsrail ordusunun müdahalesini talep edeceğiz” demiştir.

Tüm bunlar ortaya koyuyor ki; Suriye PKK’sının sırtını daha çok yasladığı soykırımcı, Siyonist İsrail’dir. O İsrail ki; yeryüzünün vicdanlılarının nefretini, tepkisini kazanmış, insanlık tarihine kara bir leke olarak işlenmiş, on binlerce çocuğu, bebeği, annesinin karnında cenine varana kadar masum insanları vahşice katletmiş, 21. yüzyılda soykırımı yaşatmış, eli kanlı terör karakoludur.

Asıl bu durumdan rahatsız olması gereken sadece Türkiye de değil bölgenin tüm Kürtleridir. Zira onlar; soykırımcı, Siyonist İsrail’le birlikte anılmaz. En çok ve ilk tepki onlardan gelmelidir. Ne Türkiye’de ne Suriye’de ne bir başka ülkede PKK ve diğer tüm üç harfli türevleri asla soykırımcı, Siyonist İsrail’e sempati duymayacak Kürtlerin temsilcisi olamaz. Bu çok temel ayırıcı özellik ve kritik eşik ancak bu gerçeğin ortaya konmasıyla ve içselleştirilmesi ile netleşebilir ve aşılabilir. Bunun için öncelikle DEM, dilini, terminolojisini değiştirmeli, sömürgeci emperyalizmin ve soykırımcı, Siyonist İsrail’in desteğini isteyen, sırtını onlara dayayan ve hâlâ bunun için maşa rolünü üstlenen unsurların karşısında durmalıdır.

Kürtlerin bu unsurlarla anılmayacağını cesaretle, en yüksek sesle ortaya koymalıdır. Buna DEM dışında Türkiye’deki hemen her siyasi partide siyasi temsiliyeti olan Kürtlerin de tavrı son derece önemlidir. O tavır ki; ne Türkiye’de, ne Suriye’de ne bir başka ülkede sömürgeci emperyalizmin, soykırımcı, Siyonist İsrail’in maşası olmaktan vazgeçmeyen bir örgütü “Kürtler” olarak anmaktan vazgeçmektir.

Son sözümüz, yıllardır söylediğimiz söz olsun; Benim Çanakkale ruhuyla yoğrulmuş yiğit Kürt’üm; ne sömürgeci emperyalizmin maşası, ne de soykırımcı, Siyonist İsrail’in piyonu olamaz. Oluyorsa Kürtlüğünde bir sorun vardır…