Soykırımcı İsrail’in Türkiye Tedirginliği

Paylaş:

İşgalci, soykırımcı siyonist İsrail’in yayılmacı şer hevesleri eksilmiyor.

Şimdilerde en büyük derdi, Suriye’nin istikrara kavuşması, geleceğini güvenli kılmasıdır. Her fırsatta Suriye’nin halk devrimini hedef almaktadır. Bunun için sahadaki terör örgütlerini ve onların alan hakimiyetini desteklemek, bütünlüklü bir Suriye oluşumunu engellemek şer hamlelerinin arasındadır. Suriye’nin güneyinden itibaren attığı her şer adım, Suriye’nin tüm toplumsal kesimlerinin ve siyasi unsurlarının bütünleşmesini engellemek ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü zedelemek adınadır.

İsrail için terörsüz Türkiye hedefi de engellenmelidir. Bunun için de ayrıca şer çaba içindedir. Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye PKK’sının ayak diremesi konusunda perde arkasında rol üstlenmektedir. Türkiye’nin attığı her olumlu adımına karşılık tedirginliği artmaktadır.

ABD’nin Türkiye’ye F 35 uçaklarının satışı konusunda olumlu yaklaşım sergilemesi üzerine de yine aynı telaşa ve tedirginliğe kapılmıştır. Eli kanlı, soykırımcı Netanyahu ABD’nin Türkiye’ye F35 satışına ilişkin olarak; “Türkiye’ye satışında tutumumuz daha sert. Olası bir tedarik kararı, Orta Doğu’daki güç dengesini bozar, bizi tehlikeye atar” ifadelerini kullandı.

Bu bu sözler, Orta Doğu’nun terörden arınarak, istikrara kavuşması çabasından duyduğu rahatsızlığın dışa vurumudur. Orta Doğu’da güç dengesinden söz etmenin esası; insanlıktan yana ve insanlığa karşı olan iki gücün dengesine dayanır. Türkiye ve İsrail’in güç saflaşması bu esasa dayanır. Soykırımcı Netanyahu’nun son günlerde giderek artan azgınlığının bir başka yansıması da Suriye’nin güneyinde cereyan etmektedir.

Suriye’nin güneyinde işgal altındaki topraklarda İsrail askerlerine hitap eden Netanyahu, “Buradaki kapasitemize – hem savunma hem saldırı açısından- çok büyük önem veriyoruz. Dürzi müttefiklerimizi korumak ve özellikle İsrail devleti ile Golan Tepeleri’nin karşısındaki kuzey sınırını güvence altına almak için buradayız.” ifadelerini kullandı.

“Bu, her an değişebilecek bir görev ama biz size (Suriye’de bulunan İsrail askerlerine) güveniyoruz.” diyen bebek katili Netanyahu’nun işgal altındaki topraklara gidişi, İsrail ile Suriye arasında yeni bir güvenlik anlaşması için yürütüldüğü ifade edilen müzakerelerin olumsuz olduğuna dair bilgilerin ortaya çıktığı bir dönemde gerçekleşmesi de dikkat çekiciydi.

Bu duruma dair Suriye yönetimi, Netanyahu’nun topraklarını ihlalini, “işgalin meşrulaştırılması girişimi” olarak nitelerken, BM durumu “en hafif tabirle endişe verici” olarak değerlendirmiştir.

Görünen o ki; İsrail, Suriye konusunda şer hamlelerine devam edecektir. Zira İsrail için Suriye; bir devlet değil, bir ülke değil kendi çıkarları için istediği biçimde yayılım gösterebileceği, işgal edebileceği bir tampon coğrafyadır. Tıpkı Filistin topraklarına yönelik bugüne değin yaptığı hırsızlığın bilançosu neyse aynı refleksle Suriye’ye de bakışı aynıdır. Tüm bunları, Doğu Akdeniz’in enerji jeopolitikine mutlak hakimiyet adına gerçekleştirdiğini de saptamak gerekir. İşgal ettiği Filistin topraklarının çevresinde yer alan Mısır’ı, Lübnan’ı, Ürdün’ü kontrol eden İsrail şimdi Suriye’yi de aynı çaba için kontrol edebilmenin şer hedefindedir. Gerek Doğu Akdeniz’in jeopolitik zemininde ve bunun ayrılmaz parçası olan Kıbrıs adası özelinde ve gerekse Suriye sahasında bu yayılmacı, istikrar bozucu şer çabalara karşı duracak tek güç Türkiye’dir.

Görüyor ve inanıyoruz ki; Türkiye’nin kararlılığı, bu şer çabalara karşı mutlaka sonuç alacaktır.