Terörsüz Türkiye sürecinde en zorlu ve en önemli aşamaya gelindiğinde, sömürgeci emperyalizmin ve soykırımcı siyonist İsrail’in rahatsızlığı da giderek artıyor.
Bilhassa soykırımcı, siyonist İsrail’in Türkiye içindeki uzantılarıyla, etkisi altında tuttuğu provokatif unsurlarıyla süreci baltalayabilmenin şer çabasını sonuna kadar sürdürme niyetinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Bu konuda özellikle PKK’nın bugüne değin siyasi ayağı olarak işlev üstlenen DEM’in içindeki etkinlik sağlayan bir yapının bugünlerde öne çıkarak, süreçle çelişecek refleklere yöneliş gösterdiği dikkatlerden kaçmıyor. Sürecin ilk aşamasında İmralı’yı ziyaret eden Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’in Abdullah Öcalan görüşmesi sonrası gerek doğrudan yaptıkları açıklamalar gerekse kamuoyuna yansıyan birtakım bilgiler ışığında bu süreçte özellikle İsrail’in baltalayıcı bir işlev üstleneceğine dair vurgular öne çıkmıştı. Hatta bu konuda bizzat Öcalan’ın benzer uyarıyı yaptığı ifade ediliyordu. Nitekim Sırrı Süreyya Önder’inde benzer açıklamaları dikkat çekmişti.
Şimdi gelinen noktada DEM’in içindeki İsrail etkisinden çıkmayan ya da en azından İsrail’in işlevini, etkisini bölgedeki şerh hamlelerini hiçe sayanlar ve buna gerekli tepkiyi göstermeyenler hareketlilik içindeler. İsrail’le yakın ilişkisi içinde olan PKK unsurlarının ki bunların en önemlisi olan Suriye’deki PKK’nın el başlarından İlham Ahmed’in bu süreçte rol üstlenmesini öne çıkartanlar, bu sürecin Türkiye’nin istediği gibi sonuçlanmasını engellemeye çalışanlardır.
Bu çevreler, Öcalan’ın 27 Şubat’ta örgüte yaptığı çağrıyla da çelişen, o çağrının içeriğinde yer alan bütünleştirici vurguları görmezden gelen unsurlardır. Bu yanıyla bu ekip, Öcalan’ın gerisinde, İsrail’in yanında yer tutmayı yeğleyenlerdir.
6 Aralık’ta DEM’in düzenlediği kongreye, soykırımcı, siyonist İsrail’le içli dışlı olan ilham Ahmed’in online olarak katılımını sağlayanların gayretleri açıkça ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşımlarıyla bu zatlar tercihlerini; Türkiye’den yana değil, bugüne değil bölgenin bütün mazlum haklarını birbirine düşmanlaştıran, Filistin halkını yıllardır yerinden yurdundan eden, çoluk,çocuk demeden masum insanları katlederek, soykırıma tabi tutan ve bu yüzden dünyanın vicdanlı insanlarının her geçen gün artan tepkisini çeken İsrail’den yana kullanmaktadırlar.
Özellikle Suriye PKK’sı içindeki İsrail’in kontrolündeki ekibin varlığının yanı sıra aynı kontrolün içinde yer alan daha sınırlı olmak üzere Irak PKK’sı ve daha etkin olmak üzere de İran PKK’sını da hesaba katmak gerekir Öcalan’ın PKK’nın tüm unsurlarıyla silahlarını bırakarak, kendini fes etmesi çağrısına ayak direyenlerün derdi; sömürgeci emperyalizmin ve çocuk bebek katili soykırımcı siyonist İsrail’in maşası olmaktan vazgeçmemektir. Tüm bu gerçeklerin yanı sıra asıl aşılması gereken en önemli husus; DEM’in bu süreçte ondan beklenilen ve istenilen noktaya biran önce gelmesidir.
MHP lideri Bahçeli’nin, PKK terör örgütüne yönelik ilk günkü çağrısının içeriğinde, DEM’e Türkiye Partisi olma yönünde çağrısı da yer alıyordu. O gün bugündür MHP lideri Bahçeli sürece ilişkin kararlılığıyla, samimiyetiyle, iyi niyetini ortaya koymaya devam ediyor. DEM’in bazı sözcülerini ayrı tutarak, bütünlüklü bir şekilde aynı samimiyeti ,aynı gayreti, bütünleştirici, kardeşliği daha güçlü kılacak, iç cephemizi sömürgeci emperyalizme ve siyonist İsrail’e karşı daha güçlü kılacak bir tavrı ortaya koymadıkları da dikkatlerden kaçmamaktadır. İlk günden beri ifade ettiğimiz gibi tekrar söylemek gerekirse terörsüz Türkiye hedefiyle silahın, şiddetin, terörün sonlandırılması başarısını gösterdiğimiz de esasen sömürgeci emperyalizmi, soykırımcı siyonist İsrail’i şer heveslerini kursaklarda bırakacak tam bağımsız Türkiye’nin ufkunu güçlü kılacağız.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifade ettiği gibi;
“Emperyalizmin bu coğrafyada iki asırdır sergilediği sinsi ve kirli oyunun bozulması sadece ülkemizin ve vatandaşlarımızın değil, tüm bölgemizin kazanç hanesine yazılacaktır.”
Bu inanç ve kararlılıkla bir kez daha ifade ediyoruz; başaracağız…
