Trump’ın Çin ziyareti sadece iki ülkenin ekonomik, askeri ve siyasi ilişkileri açısından değil, küresel güç ilişkileri bakımından da sonuçları olan bir buluşmaydı.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ABD Başkanı Donald Trump’ın ziyaretiyle yapılan görüşmede küresel güç ilişkileri açısından önemli vurgularda bulundu.
Bunlardan en çarpıcı olanı Thucydides(Tukidides) Tuzağı vurgusuydu.
Tukidides Tuzağı; Antik Yunan tarihçisi Thucydides’in, Atina’nın yükselişinin, dönemin hegemon gücü Sparta’da sebep olduğu tedirginliğin, korkunun gerilimi, savaşı kaçınılmaz kıldığı tespitine dayanır.
Diğer bir ifadeyle, Tukidides Tuzağı; mevcut hegemon gücün karşısında yükselen bir gücün varlığının, mevcut hegemon gücün konumunu tehdit etmesi , iki tarafı da kaçınılmaz olarak savaşa sürekler tezine dayanır.
Çin Devlet Başkanı Tukidides Tuzağı’da değinerek;” Çin ve Amerika Birleşik Devletleri, Tukidides Tuzağını aşarak büyük ülkeler arasındaki ilişkilerde yeni bir paradigma yaratabilir mi? Küresel zorlukların üstesinden birlikte gelip dünyaya daha fazla istikrar sağlayabilir miyiz? İki halkın refahı ve insanlığın geleceği adına ikili ilişkilerimiz için birlikte parlak bir gelecek inşa edebilir miyiz? Bunlar tarih, dünya ve insanlar için hayati önem taşıyan sorulardır.” dedi.
Gerçekten de Şi Cinping önemli sorular sormuştur. Bu soruların Çin’deki cevapları bellidir. Çin cepheden ne bugün ne yarın savaşmaktan yana değildir. Çin için esas olan; Sun Tzu’da anlamını bulduğu gibi savaşmadan savaşı kazanmaktır. Kazanacağı savaş ise; uluslararası ortamda bugünkünden çok daha fazla başat güç olmaktır. Çin için bunun yolu; teknolojik ve ekonomik gelişmeye bağlı olarak jeopolitiğini jeoekonomik önceliklerle belirleyip, jeostratejiyle elde etmektir.
Dünyanın jeopolitik çekiciliği olan her yerinde limanlarla var olmak, kuşak-yol projesinin coğrafyasını jeoekonomik unsurlarla jeostratejik hassasiyetlerle yönetmek savaşmadan savaş kazanmanın yolu olarak göstermektedir. Çizdiği bu çerçevede Çin; askeri çatışmaya girmeden, elde edeceği teknolojik ve ekonomik gücüyle caydırıcılıkla, diplomaside stratejik üstünlük sağlamayı hedeflemektedir.
Yıllardır hep altını çizeriz; Çin’in geleneksel dış politikası sabra dayalıdır. Gücü elde edene dek cepheden çatışmaya girmekten hep kaçınır.
Buna göre Çin Devlet Başkanı, Trump’a farklı cümlelerle de olsa Çin’in geleneksel anlayışını yansıtmıştır. Açıkça ifade etmemişte olsa sözlerinde; Çin’in yükselen güç, ABD’nin ise aşınan, yıpranan hegemonik güç olduğu anlamı yer almıştır.
Şi Cinping’in bu sözlerine karşın Trump’ın tavrının herzamankinden çok farklılık göstermese de, ABD nezdinde stratejik irdelemeye tabi tutulacağı elbette aşikardır.

