Jeopolitiğin İran Savaşı’ndaki gücü

Paylaş:

ABD- İsrail ikilisinin başlattıkları İran Savaşı, birinci ayını doldurmuş durumda.

Şimdilerde bir müzakere sürecinin varlığına işaret ediliyor. Gerek savaş süreci içinde gerek bundan sonraki muhtemel müzakere sürecinde gözler Trump’ta olacak. Ancak bu da oldukça zor bir durum olacak. Zira davranışları, söylemleri attığı adımlar ve bütün bunların bir rasyonel zemine oturtulmasında zorluk çekilen bir aktör var karşınızda. İran’ın kendisinden dini lider olmasını istediklerini söyleyebilen birisinin takibini yapmak, akıl yürütmek, yapan için en büyük külfet durumundadır.

İran’ın beklenilmeyen dayanma kapasitesi, sınırlı da olsa karşı saldırıları ve hepsinden daha önemlisi bulunduğu coğrafi konumun jeopolitik ve jeostratejik üstünlüklerini kullanabilme becerisi kendisine halihazırda psikolojik üstünlük sağlamıştır. Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü elinde tutması ve bunun da küresel enerji krizine yol açabilecek kadar etkili olması, İran’ın en önemli jeopolitik kozudur. Bu nedenledir ki şimdilerde bir yandan ateşkes ve buna dayalı bir müzakere zemini konuşulurken, öte yandan bir kara harekatı seçeneği konuşulur olmaya başlamıştır. Bunun için de ilk akla gelen; İran’ın Körfez’deki deniz hareketliliğini ve Hürmüz Boğazı’nın geçişini tahkim edebilen İran Adaları’na muhtemel bir kara harekatının yapılmasıdır.

Tüm bunların konuşulduğu bu süreçte, bir yandan ABD’nin İran’a müzakere zeminini oluşturacak 15 maddelik koşul listesi diğer yanda İran’ın ABD’ye sunduğu beş maddelik şartı taraflarca kabul edilebilecek içerikte değildir. İran; gerek ABD Başkanı Trump’ın önündeki hayati öneme sahip ara seçimin kaybedilmesi korkusu, gerekse soykırımcı Netanyahu’nun önündeki seçimi kaybetme ihtimalinin verdiği kaygıyı en iyi şekilde kullanmanın hesabı içindedir.

Öte yandan savaşın biraz daha uzaması durumunda ve İran’ın Yemen’deki uzantısı Husilerin devreye girmesi halinde İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan sonra jeopolitik açıdan lehine kullanabileceği yeni bir durum da ortaya çıkabilir. Zira bilindiği gibi Husilerin kontrol ettiği Yemen’deki bölge, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babül Mendep geçişini etkileyebilecek bir jeopolitik niteliğe sahiptir. Hürmüz Boğazı’nın yanı sıra Süveyş Kanalı da küresel enerji akışına yönelik problem alanına dönüşmesi halinde savaşın çok daha büyük bir çıkmaza girmesine ve buna bağlı olarak daha fazla büyümesine ve bölgeyi daha çok etkilemesine yol açacaktır.

Görünen odur ki, soykırımcı Siyonizm ve onun peşine takılan Trump, savaşın bundan sonraki seyri konusunda kararları ayrışma eğilimdedir.

Soykırımcı Siyonizm’in en büyük isteği; savaşın bölgedeki birçok alanı etkileyecek şekilde yayılarak, uzamasıdır. Buna bağlı olarak, Sünni-Şii veya Arap-Fars savaşına dönüşerek büyümesi ve genişlemesidir. Bunun için de başta Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’ın kara harekatına katılmaları ve buna bağlı olarak da savaşın renginin ve tonunun değişmesi çabasıdır. Trump açısından ise en önemli husus; giderek kamuoyu desteğini kaybetmeye başlaması ve bunun ara seçimlerde faturasının ağır olması kaygısıdır.

Türkiye’nin ise bu savaşa ilişkin tavrı, iradesi ve kararlılıkla ortaya koyduğu çabası savaşın bir an evvel sonlanması, bölgeye yayılmaması, İslam dünyası içerisinde bir mezhep ve etnik kimlikli savaşına dönüşmemesi ve bunun için de soykırımcı Siyonizm’in bir an evvel durdurulması yönündedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin il başkanları toplantısındaki konuşmasında vurguladığı hususlar son derece hayati değerdedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan demiştir ki; “Kardeş halklar arasında kırgınlıkları derinleştirecek, husumeti büyütecek, Siyonizm’in bölgemizi hedef alan ‘böl, parçala, yönet’ planlarına lojistik destek verecek her türlü eylem ve tartışmayı reddediyoruz.”

Bu cümle; yaşananların, yaşanması istenenlerin çok net vurgusu ve buna ilişkin kararlı tutumun yansımasıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vurgulandığı bu gerçekleri, İslam ülkelerinin başındaki liderlerinin korkmadan, ürkmeden, cesaretle ortaya koyabilmesi ve üzerlerine düşen sorumluluğun gereğini yapmaları, ayrışarak değil, bütünleşerek, irade ortaya koymaları, soykırımcı Siyonizm’e ve sömürgeci emperyalizme atılacak en etkili, en sarsıcı füze olacaktır.