Türkiye’de, Suudi Arabistan, Pakistan arasında imzalanan Mekke İttifakı, ete kemiğe büründürülmesi aşamasındadır. Üç ülkenin Genelkurmay Başkanları Suudi Arabistan’ın Başkenti Riyad’a bir araya geldiler.
İttifak’ın içeriğine bağlı olarak askeri açıdan iş birliği ve bunun işleyişinin belirleneceği bir sürecin içine girilmiş durumda.
Bu süreçte Yemen’de Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki gerilim de tırmanmaya devam ediyor. Karşılıklı saldırıların sürmesi, bölge açısından yeni bir istikrarsızlık odağını öne çıkartıyor.
Özellikle BabülMendep Boğazına ilişkin krizin ortaya çıkması, çok faktörlü ve çok aktörlü gerilimin tetikleyicisi olmasına yol açar.
Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmanın seyri, ister istemez Mekke ittifakının içeriğini ve işleyişini de yakından ilgilendiriyor. Zira Mekke İttifakı’nın esasî, ittifak üyelerinden birine yapılan saldırının üç ülkeye de yapılmış sayılmasına dayanıyor.
Günlerdir bu esasa dayanılarak, Türkiye savaşa mı giriyor tartışması yapılmaktadır. Bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklaması meselenin özünü net olarak ortaya koymaktadır. Mekke İttifakına ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklaması; anlaşmanın kolektif caydırıcılık ve savunma amaçlı olduğu, herhangi bir ülkeyi hedef almadığı ve krizlerin öncelikle diplomasiyle çözülmesi gerektiği yönündedir. Ayrıca anlaşmanın BM Şartı’nın 51. maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayandığını da özellikle vurgulamıştır.
Türkiye’nin bölgeye ve dünyaya dair tüm krizlerde öncelikli yaklaşımı müzakerelerle, diplomasiyle sorunları çözüme kavuşturmaktır. Bu bağlamda arabuluculuk rolüne yönelik güçlü bir iradeye sahiptir.
Mekke İttifakında Türkiye’nin varlığı; huzurun, barışın, istikrarın teminatıdır. Mehmetçiği haklı olunmayan hiç bir savaşta görmek mümkün değildir. Mekke ittifakı, bölgeyi istikrarsızlığa mahkum etmeye çalışan ve bundan da çıkar devşiren unsurlara, aktörlere yönelik karşı çıkış hamlesidir. İslam coğrafyasında halkları birbirine düşman kılarak, küresel çıkarları için şer planları yapanlara set çekebilme hedefidir. Soykırımcı, işgalci siyonizmin bölgeyi şer hevesleri için tanzim etme, kontrol etme çabasına karşı dirençtir ve mutlak surette yeni üyelerle genişlemelidir.
Bu noktada öncelikle; Mısır’ın, Suriye’nin, Irak’ın ,Lübnan ve Ürdün’ün Mekke İttifakına katılımı sağlanmalıdır. İttifak İran’ı da dışlamamaktadır. Aksine İran’ın geçmişin acı bilançosuyla yüzleşerek, hatalarından dersler çıkartarak, artık İslam coğrafyasında ayrışmanın değil, bütünleşmenin esas olacağını samimi bir şekilde benimsemesi, Mekke İttifakına katılmasının yolunu açar.
Bu noktada İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Mekke İttifakına yönelik; “Bu, Müslümanların birleşmesi adına ileriye doğru atılmış olumlu bir adımdır. Kavga etmek yerine Müslümanların yan yana oturması ve İslami birliği gerçekleştirmesi yönünde bir adım olabilir” sözleri çok önemlidir. Bu sözlerin Pezeşkiyan’ın kişisel yaklaşımına dayalı temenni olarak değil, bir devlet anlayışına dayalı olması gerekir. Bir devlet stratejisi olarak; İslam coğrafyasında Müslüman kanını akıtmaktan vazgeçerek, vekil güçler barındırmayı sonlandırarak, rejim ihracından, mezhep taasubundan sıyrılıp, İslam birliğinin en sahici , en samimi aktörü olmayı benimsemesi İran’ın , sömürgeci emperyalizme, soykırımcı siyonizme karşı yapabileceği en güçlü karşı koyuş olacaktır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllardır her fırsatta vurguladığı şu sözler meselenin özünü açık ve net olarak ortaya koymaktadır;
“Bizim ne Sünnilik ne de Şiilik diye bir dinimiz vardır. Bizim dinimiz İslam’dır. İstanbul, Şam, Bağdat, Kahire, Sana, İslamabad, Kabil, Trablus ve Tahran’ın kaderleri birbirinden ayrı değildir.
Biz güçlü olmak, caydırıcı olmak, hak ve hukukumuzu birlikte savunmak, bölgemizde barışı ve güvenliği birlikte inşa etmek mecburiyetindeyiz. Bunun için ittifakta hayır vardır diyor, hem kendi içimizde hem de İslam dünyasında ittifakları büyütmeye, ihtilafları azaltmaya çalışıyoruz. İsrail’in devlet terörünü durduracak yeğane adım İslam ülkelerinin ittifakıdır.”
İşte bu sözlerin, bu anlayışın İslam coğrafyasında tüm aktörlerce sahici ve samimi olarak benimsenmesi ve kararlıkla hayata geçmesi İslam coğrafyasına musallat olan fitne, fesadın yok edilmesinin, sömürgeci emperyalizmin, soykırımcı, işgalci siyonizmin şer heveslerinin kursaklarında kalmasının tek çıkış yoludur.
Dünyaya huzuru, barışı, istikrarı da tattıracak yol bu yoldur…
