İran Savaşı’nda Trump-Netanyahu ilişkisi

Paylaş:

İran Savaşı’nda şimdi de ateşkes başlığına odaklanmış durumdayız.

Savaşı başlatan soykırımcı Siyonist İsrail’in peşine takılan ABD, savaşın ana aktörü pozisyonuyla savaştığı İran’a karşı karşılıklı koşul listelerini gidip geldiği bir zeminde ateşkes müzakerelerini içine girmiş durumdadır. Bu durumdan nasıl bir sonuç elde edileceği henüz net değildir. Ancak şurası kesindir ki; ABD Başkanı Trump, daha önce de sıkça vurguladığımız gibi girdiği bu savaştan kolayca çıkamamış şimdi de tersine dönen etkileri ile yaşadığı açmazın içinde çözüm aramaktadır. Kendi kitlesinden bile giderek artan eleştiriler alarak güç kaybetmeye başlamış, Kasım 2026 ara seçimleri kaygısı daha da büyümüştür. Bir yanda Siyonist İsrail’in ve Netanyahu’nun sıkıştırmaları öte yandan ABD kamuoyunda artan savaş ve İsrail karşıtlığı Trump’ı içten içe çıkmazın içerisine sokmuştur. Görünen odur ki bu ateşkes başlığı altında Trump kendince bir başarı öyküsü oluşturabileceği birkaç hususu sağlamanın peşindedir. Bunların başında İran’dan nükleere dayalı bazı güvenceleri almak, Hürmüz Boğazı konusunda da İran’ın ABD ile işbirliği yapmasını sağlamaktır.

Büyük hedeflerle çıkılmış olan bu savaş macerasında artık ne rejimin ortadan kaldırılması ne de buna dayalı sözle demokrasi söylemi dillerdedir. Kuşkusuz bu tablo, İran’ın psikolojik üstünlüğü anlamına da gelmektedir.

Gelinen noktada bu savaşın seyrinin en belirleyici odağı, Hürmüz Boğazı’nın jeopolitik değeri olmuştur. İran’nın Hürmüz Boğazı’na ilişkin stratejisi sonuç almış, Trump’ın açmazını daha da büyütmüştür. Trump’ın bu sancılı durumuna karşın Netanyahu ise savaşı sürdürme çabasıyla Lübnan’a da yoğun saldırılarını sürdürmektedir. Esasen de Suriye’ye ilişkin şer hesapları hiçbir şekilde gündeminden çıkmamıştır. Tam da böyle bir tabloda, ABD mi İsrail’in, İsrail mi ABD’nin hükmedenidir tartışması güncellenmiş durumdadır.

Öteden beri bizim zaviyemizden görünen; İsrail’in, sömürgeci emperyalizmin karakol işlevini gören bir garnizon yapılanması olduğudur. Buna göre bu garnizonun başındakinin, ABD’nin başındakine karşı zaman zaman boyunu aşan çıkışları, kendi içlerindeki hiyerarşik konumlanmanın dışına çıkılmasının yansımalarıdır. Bu durum bir anlamda; alt komutan-üst komutan zıtlaşmasıdır. Buna göre Kasım 2026 seçiminde Trump’ın yenilgiye uğraması, Netanyahu için ferahlatıcı olacaktır. Bunun için de Trump’ı yıpratmaya devam edecek olan bu savaşın mümkünse sürmesi Netanyahu’nun istediğidir. Daha önce de vurguladığımız gibi; büyük gücün küçük çelişkileri büyük sonuçlar üretir. Buna göre Trump-Netanyahu çelişkisi; ABD-İsrail bütünlüğünü kökten zedeleyecek bir büyük çelişki olmamakla birlikte daha çok kişisel zeminde seyreden küçük çelişki durumundadır ama zaman zaman önemli ve büyük sonuçlar da üretmektedir. Bunun en görünür yansıması, Suriye sahası da görülmüştür. O yüzden de işgalci soykırımcı İsrail’in başındaki Netanyahu’nun İran ve Lübnan cephelerini açarak ve derinleştirmesi esasen Suriye sahasına hükmedebilme hedefidir.

Hiç kuşkusuz bunun karşısında Türkiye’nin varlığı, soykırımcı Siyonizm açısından en rahatsız edici durumdur. Soykırımcı Siyonist şebekenin Türkiye rahatsızlığı, Türkiye’nin bölgede huzurun, güvenin, barışın sağlanmasındaki en güçlü aktör, en önemli güvence olmasındandır.

Türkiye’nin artan gücü ve etkisi soykırımcı Siyonizm’in azap konusudur. Esasen bu durum da Türkiye için memnuniyet vericidir. Zira şeytan azapta gerekir.