Bir süredir CHP içinde yaşanan bölünme giderek daha derin ayrışmaya dönüşüyor. Öylesine ayrışma ki, birbirlerine karşı kullanılan açıklamalar, nitelemeler, yakıştırılan sıfatlar uzlaşılmaz çelişkiyi çerçevelendiriyor.
Türk siyasi hayatında parti bölünmeleri, ayrışmaları çokça yaşanmıştır. Fikir ayrılıklarına dayalı, yeni bir fikrin öne çıkmasına yönelik, genel başkanlık düzeyindeki ayrışmalar yeni partilerin doğuşuna zemin hazırlamıştır. Ancak bunların tamamında bu denli yani CHP ve ondan koparak oluşturulan Yeni Parti arasında yaşanılan ayrışma kadar yıpratıcı olmamıştır. CHP ve Yeni Parti arasındaki zeminin geldiği nokta; derin, kapsamlı, kavgalı bir iklimi tarif ediyor. İki parti arasında yaşanılan; gerilim, kavga fikri ideolojiye dayalı ayrışmayla değil, kişisel ihtirasların sebep olduğu koltuk kavgasına dayanıyor.
Öylesine bir kavga ki, biri diğerine “hain” diğeri de ötekine “hırsız” diyor.
Bu durum her iki partiye bölünmüş olan siyasi aktörlerde belirgin bir aidiyet aşınmasına yol açıyor. CHP -Yeni Parti arasında yaşanan bu kavgalı atmosfer, bir yandan istifalar zeminini hazırlarken, öte yandan parti değiştirmeleri bilhassa da Ak Parti ye geçişleri kolaylaştırıyor. Bu durum; güçlü bir fikrin, derinlikli ideolojik kimliğin ve bunların beslediği ve diri tuttuğu bir dava aidiyetine dair, ya hiç olmadığını ya da var olanların da süratle ve kuvvetlice aşındığını ortaya koyuyor.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Partisi’nden istifa ederek Yeni Parti’yi kuranların CHP’den ayrılmalarını “partinin arınması” olarak nitelendirdi. Bu niteleme, CHP’nin kirlilikten arınması olarak anlaşıldı. Bunun yanı sıra Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu’nun başını çektiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)davasının siyasi bir dava olmadığını söyledi. Buna Ekrem İmamoğlu cevabı; “senin alnını karışlarım” şeklinde oldu. Siyasette unutulmaması gereken “vefa” bir kez daha ayaklar altına alınmış oldu.
Tüm bu çatışmanın, kavganın seyri iki partinin geleceğinde kuşkusuz belirleyici ana unsur durumunda. Her iki partide öncelikli olarak ortak kitleye yönelik etkinlik çabasında. Yeni Parti’nin CHP’ye oranla bu konuda bir adım önde olduğu görülüyor. Özgür Özel ve ekibi CHP’yi yönetirken etkili olduğu kitleyi çok az fireyle Yeni Parti zeminine çekmeyi başardı. Bu kitlenin belediyelere yönelik yolsuzluk operasyonlarından hiç etkilenmemeleri konusunda Özgür Özel ve ekibi oldukça marifetliydi. Yolsuzluk iddialarına ilişkin kanıtların, tanıklıkların, itirafların varlığına rağmen bu kitleye hakikatin peşine düşmemeleri,” acaba” bile dememeleri yönünde Özgür Özel ve ekibinin gösterdikleri performans başarılıydı. Bugüne değinde hep öyleydi. Ancak şimdi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin yolsuzluk iddialarına yönelik yaklaşımı ve buna dair sert söylemi işin rengini değiştirme potansiyelindedir. Ortak kitleye ama asıl Yeni Parti’ye kayan kitleye; yolsuzluk iddiaları konusunda “acaba” demelerini başarabilirseler, hakikatin peşine düşmelerini sağlatabilirseler, yargılamalarda ortaya çıkan gerçeklerle yüzleşmelerini mümkün kılabilirseler, işte o zaman işin rengi tam olarak değişir.
Tam da bunun için; gerçeğin peşine düşebilen, yolsuzluğu kanıtlanmış olanları savunmaktan vazgeçen, hiç bir şey olmamış gibi davranmaktan feragat eden iktidar muhalifi gazeteci, yazar kitlesine de ihtiyaç var. Bugüne kadar bu ahlaki duruşu sergilemeyenlerden bu namuslu tavrı beklemek beyhudemidir bilinmez ama bilinen bir şey vardır ki, bu duruşu sergilemek, tarihi sorumluluğu derin, son derece onurlu, yüksek ahlaki davranıştır.
Bunu yapmayıp, sadece nerdeyse her olumsuz gelişmeyi iktidarla ilişkilendirme çabasına girmek, açık bir ikiyüzlülüktür.
İktidara yakın gazeteci, yazarların fon vurgunuyla ilgili olarak ortaya koyduğu tavır, ahlaki açıdan son derece değerlidir. Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda ortaya koyduğu kararlılık, güçlü siyasi irade son derece kıymetlidir. Ucu kime dokunursa dokunsun, üstüne gidileceğine yönelik kararlılığı, “nefsine yenik düşenler” bizden değildir anlayışı, örnek alınmalıdır. Özgür Özel ve ekibi de aynı anlayışı ortaya koymalıdır. “Nefsine yenik düşenler bizden değildir ” diyebilmelidir.
İBB davasının yargılama sürecinde Ekrem İmamoğlu’nun 4 güne yayılan savunmasında ortaya koyduğu performansı da dikkate alınırsa, artık bazı gerçeklerin kabul edilmesi, halkın gerçeklerle buluşmasının önünün açılması zorunlu hale gelmiştir.
Yanlışı bile isteye koruyup, kollamak o yanlışın ortağı olmaktır. O da en büyük ahlaki çöküştür.
