Savaşlarda haklılık, en önemli güçtür

Paylaş:

İran Savaşında gelinen aşama özellikle ABD açısından maliyeti giderek artan bir noktaya doğru ilerliyor.

Bu gidişat, Kasım’da yapılacak ara seçimlerde ABD Başkanı Trump’ın başkanlık konumunu sarsacak bir içeriğe bürünüyor. Savaşın hem ekonomik hem siyasi ve toplumsal faturası doğrudan Trump’a olumsuz olarak yansıyor. İran’a savaş açmanın ikna edici hiçbir haklı gerekçesini toplum nezdinde ortaya koyamayan Trump, şimdi de savaşının ABD yurttaşlarına yansıyan yönünü aşmaya çalışıyor. Akaryakıtın galon fiyatı Amerikalının en önemli sorgulama zeminidir ki son günlerde bu zemin Trump’ın aleyhine işlemektedir. 28 Mart’ta, ABD’nin 50 eyaletinde 3 binden fazla yerleşim biriminde aynı anda 10 milyonu bulan Amerikalı sokaklara, meydanlara çıktı ve Trump’a karşı ABD tarihinde görülmemiş düzeyde büyük bir kitlesel eylem gerçekleştirdi. Bu tablo, Trump açısından, aşması güç bir süreci ortaya koymaktadır.

Bu gelinen noktada hatırlanmalıdır ki; savaşlarda haklılık en önemli güçtür ve haklılığın gücünü belirleyen de halklardır. Savaşın daha ilk gününde bir ilkokula yaptıkları bombardımanla 175 kız çocuğunu katledenlerin, haklı olabilecekleri, sığınacakları hiçbir gerekçe olamaz.

Bir yandan başlatılan savaşın hiçbir hukuki, insani meşruiyeti olmadığı gibi öte yandan savaşın stratejik içeriği de zayıf, yanlış ve tutarsızdır.

Stratejisi yanlış olan veya hiç olmayan herhangi bir siyasi, askeri, toplumsal hamlenin sonuç alması mümkün değildir. O sonucun başarıyla anılması da mümkün değildir. Zira stratejik hazırlık ve buna bağlı olarak stratejik işleyiş ciddi, titiz irdelemeyi ve belirlemeyi gerektirir. Stratejinin tüm unsurları en kapsamlı şekilde belirlenmesi zorunludur. Atılan adımın; hedefi, hedefe götürecek gücü, yöntemi, zamanı ,mekanı en isabetli, en gerçekçi bir biçimde ortaya konulmalıdır. Hangi hedefe, hangi zamanda, hangi yöntemle, hangi güçle, hangi mekanda ulaşılacağı çok iyi hesap edilmelidir.

Bu stratejik denklemin ABD açısından İran savaşındaki karşılığı nedir? ABD İran’a başlattığı savaşı stratejinin; hedef-zaman-güç-yöntem-mekan unsurları açısından derinlemesine irdeleyerek mi başlatmıştır? Bu soruların cevabı savaşın gelinen noktasında artık herkesçe malumdur. O cevap ise; stratejik içerikten yoksun, soykırımcı siyonizmin ilk hamlesiyle girişilmiş, iyi hesaplanmamış, kestirme yollarla irdelemeye gerek görmeksizin, kibirle başlatılmış bir savaş olarak ortadadır.

Her geçen gün Trump’ın birbiriyle çelişen, tutarsız açıklamaları da bu gerçeği bir kez daha ortaya koymaktadır. Başlangıçta soykırımcı siyonist İsrail tarafından belirlenen “decapitation” stratejisinin de işe yaramadığı görülmüştür. Askeri strateji olarak decapitation yani hedef ülkenin siyasi ve askeri liderliğini ortadan kaldırarak, yenilgiye uğratma stratejisi, İran’da sonuç vermemiştir.

Savaşa dair ifade edilen; İran’ın nükleer sürecinin köreltilmesi, balistik füze kapasitesinin yok edilmesi, vekil güçlerine desteğinin sonlandırılması ve rejiminin değiştirilmesi gibi her biri için ayrı bir yol, yöntem gerektiren bir çabanın sadece decapitation stratejiyle başarılması mümkün olamazdı, nitekim olamadı da.

Şimdi psikolojik üstünlüğü ele geçiren İran’a karşı özellikle Hürmüz Boğazı’na odaklı jeopolitik kozunu elinden alınabilmesi için çareler aranıyor.

Bir yandan da birbirinden tamamen kopuk, tamamen zıt açıklamalarıyla Trump kafa karıştırmaya devam ediyor.

Bunu yaparken; ya, eski ABD başkanlarından Truman’ın “İnsanları ikna edemiyorsan kafalarını karıştır” sözünü yerine getiriyor ya da kendi kafa karışıklığının içinde debelenerek, çıkış yolu arıyor.

Trump’dan yansıyan hangisi olursa olsun kabul edilmelidir ki; yüreği çoraklaşmamış, zihni tutsak alınamamışlara karşı her hamle hükümsüzdür.

Çünkü savaşta haklılık en önemli güçse o gücü belirleyende halktır.