ABD’nin İran gelgiti

Paylaş:

ABD’nin İran’a yönelik saldırı tehdidinde gelinen aşama, yeniden müzakere sürecine işaret ediyor.

ABD’nin İran’a yönelik olarak Basra Körfezi ve çevresini kuşatan askeri yığınağının varlığına rağmen müzakere sürecine dair atılan adımlar ABD’nin saldırı olasılığını azalttığı izlenimini de vermektedir. Kuşkusuz bu noktada belirtilmelidir ki; bilhassa Netanyahu’nun beklentisi İran cephesinin bir an evvel açılması yönündedir. Trump’ın tavrı ise; bütünüyle İran’ı hedef olmaktan çıkarmadan, zorlayıcı diplomasinin en etkin yöntemlerini kullanarak, İran’ın özellikle nükleer konusunda İsrail’in beklentilerini karşılayacak düzeyde bir çözüme kavuşturmak yönündedir. Ancak bilindiği gibi İran’dan istenilen sadece nükleer dosyayla sınırlı değildir. Bununla neredeyse eşdeğer tutulan balistik füze sistemi başta olmak üzere savunma sanayiinin altyapısının bütünüyle köreltilmesi talebidir. Bu talebi İran’ın karşılamasının mümkün olmayacağını da gerek ABD, gerekse İsrail elbette çok iyi bilmektedir. Ancak bu talep, İran’ın bütünüyle hedef olmaktan çıkarılmamasının görünür gerekçesidir. Bu gerekçelendirme çabasına İran’dan istenilen; birçok ülkede konuşlandırdığı finans ve silah desteği sağlayarak sevk ve idaresini yaptığı vekil güçlerinin ortadan kaldırılması talebi de eklenmelidir. Bu konu da İran açısından müzakeresi yapılamayacak bir husustur. Tüm bunlar gündemdeyken, İran’ın istediği gibi sadece nükleer dosya başlığının müzakere edilmesi, Trump açısından yeterli görülebilir. Ancak bu noktada Netanyahu ve İsrail’in ısrarının ne denli belirleyici olacağı test edilecektir. Esasen Trump eliyle ABD’nin İran başlığı bir gelgite dönüşmüş durumdadır.

Bu arada müzakere yeri olarak Türkiye yerine Umman’ın tercih edilmesi, zihni kurcalayan bir husus olmuştur. Bunun nedeni; gerek İran, gerek ABD’nin müzakerelerin çok da açık olmasını istememeleri olabilir. Her iki tarafın da bilinmesini istemedikleri hususlara dair bir önlem olarak Umman tercihinde bulunulduğu düşünülebilir.

Bu noktada yine hatırlatılmamalıdır ki; Türkiye’nin meseleye bakışı çok nettir. İran cephesinin dış müdahalelerle bir savaş ortamı yaratılarak açılmasına karşıdır. Bunun bölgesel krize yol açacağını sıklıkla ortaya koymaktadır. Türkiye; tüm bölgenin terörden arındırılmasını, ülkelerin teröre destek olmaktan vazgeçmelerini isterken, devletlerin egemenlik haklarının ihlal edilmemesini de ısrarla vurgulamaktadır. Türkiye’nin bu tavrı, İran açısından mutlaka hak ettiği değeri bulmalıdır. İran’ın İslam coğrafyasındaki pozisyonu, Türkiye’nin İran’a yönelik yaklaşımının kıymetlendirilmesi ile düzeltilebilir. İran rejiminin bu noktada kendi pozisyonunu gözden geçirmesi, ABD -İsrail ikilisinin yapay gerekçeleriyle hedefe konmasının önünü de kesecek en etkili yoldur. Tabii bu yolun başarısı; İran’ın ABD ve İsrail’in yapay gerekçelerle yapay olarak hedefi olmaktan gerçekten çıkmak istemesi ile mümkündür.